Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

DAHA – HAKAN GÜNDAY

”… Birde sadece geceleri okunabilecek kitaplar vardır. ”

İşte onlardan bir tanesi ” Daha”.

Anlatmaya kitaptan mı başlamalıyım yoksa yazarından mı bilmiyorum ama ikisini anlatmak için ne kadar çaba sarf etsem boşa olacak biliyorum.

Hakan Günday ile başlayalım o zaman …

” Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümü’ne kaydoldu. Ertesi yıl Université Libre de Bruxelles’in Siyasal Bilimler Bölümü’ne geçti. Öğrenimine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde devam etti. İlk romanı Kinyas ve Kayra’yla ( 2000 ) kendi okur kitlesini yaratan bir yazara dönüştü .”

Kısaca böyle tanıtabiliriz onu ama ”… kendi okur kitlesini yaratan yazara dönüştü. ” cümlesi pek de hoş olmamış çünkü belirli bir kitleye hitap ettiğini düşünmüyorum ki eğer okuduysanız ve okursanız bana hak vereceksiniz. Birçok konuyu gayet objektif ele alıp sonra o konunun derinine sizi oldukça başarılı bir şekilde sürükleyen hatta yer yer vicdan azabı çekmenize neden olan bir yazar. Bazı yerlerde ne demek istedi diye bir cümle üzerinde uzun bir süre kafa yormanıza sebep olabilir. Ama  yazılanı sevmek ve hakkını vermek için aynı şeyleri sorgulamanız gerektiğini pek de düşündüğüm söylenemez.

” Bir saat sonra ne yapacağımı merak etmediğim için mesleğim sorulduğunda ” yazar ” diyorum. ”

Kişilik olarak bakıldığında ise tam bir hayranlık sebebi, röportajlarını okuduğumda bu o kadar hoşuma gitmişti ki, bazı yazarlar ” (!)” gibi ne kendini ne hayatını ne kitabını pohpohlamıyor ve karşısındaki insandan da bunu beklemiyor. Kitaplarının neden başarılı olduğunun yanıtını ise yine Hakan Günday kendisi cevaplıyor bir röportajında, ve ben ona sonuna kadar katılıyorum.

IMG_5757

” Bir romanın başarılı olabilmesi için olmazsa olmaz koşul bir saniye bile olsa, gerçek olduğuna inandırması. ”

Kitabı, Daha için ise çok bir söze gerek yok arka kapağındaki yazıyı  sizinle paylaşmam yeterli olacaktır…

” Siz bu cümleyi okurken, bir yerlerde insanlar, ülkelerindeki savaş, açlık ve yoksulluktan kaçmak için sonu zifiri bir yolculuğa çıkmaya hazırlanıyor. Ancak bu hikâye o kaçak göçmenlerle değil, onları kaçıranlardan biriyle ilgili. Adı Gazâ. Babası bir insan kaçakçısı, Gazâ da onun çırağı. Henüz 9 yaşında. Yani, hayata ve insana dair, öğrenmemesi gereken ne varsa, hepsini öğrenecek yaşta.
Doğu ile Batı arasındaki fark, Türkiye’dir. Hangisinden hangisini çıkarınca geriye Türkiye kalır, bilmiyorum ama aralarındaki mesafe Türkiye kadar, ondan eminim. Ve biz orada yaşıyorduk. Her gün politikacıların televizyonlara çıkıp jeopolitik öneminden söz ettiği bir ülkede. Önceleri çözemezdim ne anlama geldiğini. Meğer jeopolitik önem, içi kapkaranlık ve farları fal taşı gibi otobüslerin, sırf yol üstünde diye, gecenin ortasında mola verdiği kırık dökük bir binanın ada ve parsel numaralarıyla yapılan çıkar hesapları demekmiş. 1.565 km uzunluğunda koca bir Boğaz Köprüsü anlamına geliyormuş. Ülkede yaşayanların boğazlarının içinden geçen dev bir köprü. Çıplak ayağı Doğu’da, ayakkabılı olanı Batı’da ve üzerinden yasadışı ne varsa geçip giden, yaşlı bir köprü. Kursağımızdan geçiyordu hepsi. Özellikle de, kaçak denilen insanlar… Elimizden geleni yapıyorduk… Boğazımıza takılmasınlar diye. Yutkunup
gönderiyorduk hepsini. Nereye gideceklerse oraya… Sınırdan sınıra ticaret… Duvardan duvara…”

Hakan Günday röportajı ( 1 ) için buraya tıklayın.

Hakan Günday röportajı ( 2 ) için buraya tıklayın.