Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Bahar Madazlı – Yoldan Çekilin Hedefteyim

Herkese merhabalar, bugün insanlık için küçük, benim için büyük bir güzellikle karşınızdayım. Aylar önce kariyer hayatım konusunda çevresel faktörlerin acımasızlığı karşısında nasıl yol alacağımı kara kara düşünürken karşıma Bahar Madazlı’ nın Yoldan Çekilin Hedefteyim kitabı çıktı.

Benim yolum bu kitapla kesiştikten sonra iş hayatına bakış açım daha farklı bir hal almıştı.

Ve bunu herkesle paylaşmak adına kitabıyla ilgili bir yazı yayımlamayı düşünürken, neden bir röportaj yapmayalım gibi bir soru ile kolları sıvayıp Bahar Hanım’a ulaştım. Şimdi sizleri röportajımızla baş başa bırakmak istiyorum. 🙂

Bahar Madazlı

” Bu dünyada ilerleyen kişiler, kollarını sıvayıp istedikleri ortamı arayan, bulamayınca da yaratan kişilerdir. ”

  •  Öncelikle henüz sizi tanımayanlar ve kitabınızı okumayanlar için bize biraz kendinizden bahseder misiniz?

İstanbul’da doğdum. İzmir 9 Eylül Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümünden mezun oldum ve hemen bir şantiyede işe başladım. Aynı zamanda bir aylık “basic” programlama kursuna gittim. Kurs merkezinde gördüğüm bir iş ilanı hayatımın akışını değiştirdi ve iş yaşamımı program yazılımcısı olarak devam ettirmeme sebep oldu. Türkiye’ nin öncü kuruluşlarında tam 30 yıl geçirdim. Son 12 yılda Yazılımdan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı olarak görev aldım. 2 yıl önce ise iş hayatımı sonlandırdım. Sonlandırmamdaki asıl amacım çocuklarım üniversiteye hazırlanırken onlara destek olmaktı. Hayatımın bu döneminde de yine kendime farklı bir alan açmak istedim. O yüzden çocuklarıma destek olurken aynı zamanda birikimlerimi paylaşmak adına kişisel gelişim konusunda çalışmalara başladım. “Yoldan Çekilin Hedefteyim” adlı bir kitap yazdım. Kitabımda özellikle gençlere ve iş dünyasına ulaşıp deneyimlerimi anlatmaya çalışıyorum. Aynı zamanda çeşitli üniversite ve kurumlarda söyleşiler yapıyorum ve seminerler veriyorum. Kişisel gelişim alanında mümkün olduğu kadar yol almak istiyorum. Bununla ilgili olarak ikinci kitabım için gerekli çalışmalara da başladım. Ayrıca ikinci üniversite olarak Sosyoloji Bölümü öğrencisiyim.

” Önünüze koyulan engellerin amacı sizi durdurmak değil, cesaretinizi ortaya çıkartıp güçlendirmektir ”

  • Kitabınızdan anladığım kadarıyla işiniz hiçbir zaman ailenizin önüne geçememiş, peki iş hayatınızı noktaladığınız da ve tam anlamıyla ailenize adapte olduğunuzda hiç geç kaldığınızı ya da daha önce yapmış olmanız gerektiğini düşündünüz mü?

Aslında kitabımın satır aralarında ailemizi ihmal etmeden nasıl yolumuzda ilerleyebilirizin açıklamasını yapmaya çalıştım. Bunu da size aktarabilmeyi başardığım için çok mutluyum. Çalışanlar hem ailelelerine hem de işlerine aynı anda kendilerini adayamayacaklarına inanıyorlar. Her zaman ‘ailem nasılsa yerinde duruyor hele ben işimi bir düzlüğe çıkarayım’ düşüncesini taşıyorlar. Bu düşüncenin sonunda ise dönüp baktıklarında bazen ailelerini bıraktıkları yerde bulamayabiliyorlar. Aslında bunu aşmak çok kolay. Tek yapmamız gereken zamanımızı iyi planlamak. Zaman planlamasındaki sırrımız ise; hem iş hem de ailede çok çalışmayı ve sabretmeyi göze almaktır. Önceliklerimizi belirlerken kaybedeceklerimizin değerini bilerek yapmalıyız. Benim zaman planımda ailemin önceliği her zaman hep ön saflardaydı. Çünkü geriye dönüp baktığımda arkamda sadece ailemin kalacağını biliyordum. İşi bırakmak konusunda da geç kaldığımı hiç düşünmedim. Çünkü ailemle olan ilişkimi hiç kaybetmemiştim ki. Eve dönüş yaptığımda ailemle birlikteliğimiz de aynı şekilde devam etti. 30 yılın sonunda da hala önceliğim ailem olduğu için tereddüt etmeden çocuklarım için iş hayatımı sonlandırmam gerektiğine karar verdim ve tam da gereken zamanda bu kararımı uygulamış oldum.

” Kendi omzuna tırman. Başka nasıl yükselebilirsin? ”

Bugün birçok ebeveyn işini çocuklarının önünde tutuyor. Bunun savunması olarak da çocuklarına iyi bir gelecek hazırlamak olduğunu iddia ediyor. Sizin çocuklarınız söz konusu olduğunda işinize çektiğiniz restleriniz var hatta kitapta, bu yüzden çok önemli bir toplantıdan ayrılmak zorunda kaldığınızı da dile getirmişsiniz. İki tarafı da idare etmeyi nasıl başardınız? Özellikle çalıştığınız kurum size bu konuda anlayış göstermeyebilirdi. Bunun üstesinden nasıl geldiniz?

O yüzden iş hayatımın en başında ailem ile ilgili ciddi kurallar belirlemiştim. Bunu kabul eden işyeriyle çalışmayı baştan kafama koymuştum. Çalıştığım kurumlar da bu yaklaşımımı ilginç buldukları için beni işe almamazlık yapamadılar. Çocuklarımdan birinin veya eşimin bana ihtiyacı olduğunu hissettiğimde çok önemli bir toplantıda dahi olsam derhal toplantıyı terk eder ve onların yanına giderdim. Bunu da herkes bilirdi. İş benim için daha sonra çalışarak telafi edilebilecek bir durumdu. İşyerinde benim hakkımda mutlaka bıraktığı işi zamanında bitirir güveni oluşturmuştum. Bu başarıdaki tek anahtar diğer insanlardan iki kat fazla çalışıp gecelerin gündüzlerden bir farkı olmadığını keşfetmem olmuştu. Kısacası iki kat fazla çalışmak için uykumdan ciddi fedakârlık ediyordum. Günde en fazla 4 saat uyku ile idare ediyordum. Böyle bir çalışma temposuna bu şekilde ayak uyduruyordum. Maalesef biz kadınlara daha fazla fedakârlık düşüyor.

Özetle iş hayatımızda ilerlerken aileniz veya çocuklarınızdan değil zamanınızdan fedakârlık edeceksiniz.

” Eğer yürüdüğünüz yolda güçlük ve engel yoksa bilin ki o yol sizi bir yere ulaştırmaz ”

  • Peki, kitapta birçok kez belirttiğiniz ‘’ …insanlar ya kendilerinin kim olduklarını bilmezler ya da unuturlar. ‘’ cümlenize dayanarak soruyorum. Sizce, insanlar yeteneğe doğuştan mı sahiptirler yoksa yetenek sonradan mı kazanılır?

Yetenek doğuştan mı yoksa sonradan mı kazanılır konusunda bir araştırma yapmadım. Ama iş hayatımı nereden başlayıp nerede sonlandırdığımı özellikle paylaşmaya çalışıyorum. Çünkü ben hiç bir bilgi ve yeteneğimin olup olmadığının farkında değilken yazılım uzmanı olmayı seçmiştim. Ama ne yaptım, diğer insanlardan daha fazla gayret sarf ettim. Normal insan günde sekiz saat çalışırken ben o yeteneğe erişmek için günde on üç saat çalışıyordum. Bazen de hiç uyumadan. Sonunda tam on iki yıl çok büyük bir kurumda yazılımdan sorumlu genel müdür yardımcısı olarak görev yaptım. Oğullarımdan biri üniversitede programlama dersi alıyordu. Çok zorlanıyordu. Ne var oğlum zorlanacak ne var dedim. Bana döndü dedi ki anne bu iş yetenek işi bende bu yetenek yok ki. Bana bak dedim gülerek. 🙂 Buradan benim vardığım sonuç; yeteneğin doğuştan gelmesi gerekmediği ve çok çalışarak o yeteneğe sahip olunabileceği oldu.

BaharMadazli031

 

 

” Karşılaşılan zorluklar ne kadar büyükse, bunların üstesinden gelmek o kadar gurur vericidir ”

  • Kitabınızı okurken bazı bölümleri bana Malcolm Gladwell’ in Çizginin Dışındakiler kitabını hatırlattı. Kendisi şansın aksine insanları başarıya ve profesyonelliğe götürenin, yetenek sahibi olunmak konu üzerinde günlük pratikler yapmanın ve sıkı çalışmanın yön verdiğini savunuyor. Ve bunu çok sağlam istatistiklerle sunuyor. Sizde kitabınızda iyi ve kötü şans ayrımı yapmışsınız. Yani kader gibi şansa da yön vermek mümkün mü sizce?

Şansa yön vermek çok mümkün. O yüzden anlık hedefe kitlenin diyorum. Şans karşınıza bir bütün olarak çıkıyor. O şansa yani hedefin bütününe giderken anlık hedeflerde göstereceğiniz başarı sizin şans çizginizi değiştirebilir. Mesela benim karşıma programcı olma şansı çıkmıştı. Bu şansı fark yaratan pragramcı olarak değiştirdim. Önce önemli bir kurumun Bilgi İşlem departmanında programcı olarak ilk adımımı attım. Sonrasında bir bankanın Bilgi İşlem departmanında çalışarak fark yaratan programcı olma şansını yakalamak için anlık hedeflenmem gerekti. Bu anlık hedefim bana Türkiye’deki EFT’nin (Elektronik Fon Transferi) ilk yazılımcılarından biri olma farkını kazandırdı. Açıkçası anlık hedeflenmekle şans şansı doğurdu diyebilirim. Amaç karşımıza çıkanları kader olarak kabul etmeyip içindeki şansın çıkmasına izin vermektir. Eğer şansa yön vermek istiyorsak mutlaka amaca yönelik anlık hedeflenmek ve o hedefe ulaşmak için de çok çalışmak gerekir.

” Başkalarının hatalarından da ders çıkarın. Hepsini kendiniz yapacak kadar uzun yaşayamazsınız ”

  • İş hayatınızda duygularınızı belirlediğiniz kurallar doğrultusunda yönlendirmeyi çok iyi başarmışsınız fakat insanlara karşı olan kızgınlıklarınızı ve yapılan haksızlıklara karşı bu tutumu nasıl sürdürebildiğinizi hala merak ediyorum 🙂 Bazen sınırlar çok fazla zorlanmıyor mu sizce de?

Sınırlarımı kesinlikle çok zorladılar. Ama kitabımda da bahsettiğim gibi sabrı elimden hiç bırakmadım. Sabretmek için kendime bir felsefe belirledim. Felsefem beni zorlayanlara vereceğim en iyi cevap yaptığım işi mükemmel şekilde sonuçlandırmaktı. Elde ettiğim kazanç ise daha fazla tecrübe edinme ve bilgime bilgi katmak oldu. Haksızlıkları ise haksızlık olarak algılamayıp kendimden kaynaklı bir eksiklik olarak değerlendirirdim. O yüzden eksikliğimi tamamlamak için daha fazla çalışıyor ve güçleniyordum. Bazen çok yorgun düşüyordum. Sanki yıllar katlanarak üstüme geliyor gibiydi.

” Kusursuzluğu değil başarıyı hedefleyin. Hata yapma hakkınızdan hiçbir zaman vazgeçmeyin. Yoksa yeni şeyler öğrenme ve hayatta daha ileri gitme yeteneğinizi kaybedersiniz ”

  • Eskiye oranla daha az rastlıyoruz ama Avrupa ülkeleri ile kıyasladığımızda, ülkemizde takım çalışmalarından ziyade bireysel çalışma isteği daha ön planda, baktığınız zaman takım olarak değil de birey olarak alkışlanmayı daha çok seviyoruz gibi… Siz takım çalışmasına karşı bu mesafeli yaklaşımı neye bağlıyorsunuz?

Ailelerimiz erkekseniz ‘aslanım benim’ kızsanız da ‘prensesim’ diye yetiştiriyor. Eğitim alırken de ne kadar mükemmel olduğumuz konusunda dolduruluyoruz. Artık kim tutar bizi. Kendimizi tanıyana kadar hiç normal vatandaş olamayı beceremiyoruz. O yüzden de paylaşmayı beceremiyoruz. Her şeyi tek başımıza beceremeyip yardıma ihtiyacımızın olduğunu hiç düşünmüyoruz. İş hayatına da işte bu dolduruşla başlıyoruz. Bu düşünceyi iş hayatımızda değiştirmediğimiz de başarıyı yakalamamız pek mümkün olamaz. Ekibin bir parçası olarak, ekibi ne kadar iyi yönlendirirsek o kadar çok başarıdan başarıya koşarız ve alkış alırız.

  • Yöneticiliği de tecrübe etmiş olan biri olarak güç mesafemizin bu kadar yüksek olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Yönetici olarak ünvanlarımızın giysilerimiz olduğunu aklımızdan hiç çıkartmamalıyız. Bizi ancak insanlığımız ve ne kadar çok bilgi aktardığımız ile hatırlayacaklarını unutmayalım. O yüzden kendimize yapılmasını istemediğimiz hiç bir şeyi çalışanlarımıza yapmayalım. Onları ailemiz olarak görelim. Çünkü hepimiz aynı gemide olup varmamız gereken liman ise başarımızdır.

  • Kendi motivasyonunuzu yüksek tutmakta oldukça başarılı bir iş hayatınız varmış. Peki, sizinle birlikte ekibinizin de motivasyonunu üstlenmek sizi hiç zorladı mı?

Benim motivasyonum bozulduğu zamanlarda ekibimin motivasyonunu üstlenmekte zorlandım. Ekip olmadan hiç bir işin başarılamayacağını çok net bilirim. O yüzden ekibimi motive etmek için ödül sistemini işletirken hiç bir fedakârlıktan kaçınmazdım. Sene sonlarında ekibime mutlaka ödül olarak prim ödenmesi için genel müdüre çok sıkı baskı uygulardım. Bir yılsonu baskı uygulamama rağmen sadece bana ödül verilmesine karar verilmişti. Kabul etmem mümkün değildi. Genel Müdür’üme gidip bana verilen primin ekibimle paylaşılmasını istedim ve ekibime dağıtılmasını sağladım. Onların motive olması benim için çok önemliydi. Çünkü yapılan her iş bir ekip işidir.

  • Başarıya giden yolda değerlerimizi korumamız adına bize nasıl bir tavsiyede bulunursunuz? Sizinde bildiğiniz gibi is hayatına masum duygularla başlayan insanlar bir süre sonra rekabetin baş göstermesiyle değerlerinden kopuyor.

Etrafımızda bize hizmet eden çalışanları görmemezlikten gelmeyelim. Bir tebbesümümüzü bir günaydınımızı bir iyi geceleri onlardan esirgemeyelim. Kendi değerlerimizden sırf terfi edebilmek için vazgeçmeyelim. Terfimiz için çalışmalarımızın ve etrafımıza gösterdiğimiz saygımızın yeterli olduğunu unutmayalım. Kendi hakkımızı korurken başkasının hakkına da sahip çıkalım.

  • Peki, mobbing hakkında ne düşünüyorsunuz sizce bir kadının yönetici olma olasılığı bile neden yok edilmeye karşı savaşma mücadelesine dönüyor. Ülkemiz kadın yöneticilere alışabildi mi?

Ülkemiz kadın yöneticilere hala alışamadı. Yönetim kademesinde tek kadın yöneticiydim. Sesimi duyurabilmek ve masada dimdik ayakta kalabilmek için erkek yöneticilerden daha fazla bilgi sahibi olmak zorundaydım. O yüzden yapılan her toplantıya çok sıkı çalışarak katılırdım. Hatta onların işlerini bile ezberlerdim. Ayrıca kadın olarak sadece iş hayatımız yoktu. Anneyiz ev kadınıyız eşimizi temsil ediyoruz… Bu kadarı haksızlık değil mi? Ama mücadeleye devam.

  •  Son olarak benim sizden bir ricam var. Kariyer hayatımız için oldukça öğütleyici ve gerçek anlamda bize yol gösterecek bir kitaba imza attınız. İkinci kitabınızda annelik ve iş hayatı üzerine gelir mi?

İkinci kitabım farklı ama üçüncü kitabım neden olmasın.
Ben kendi adıma bu güzel sohbet için Bahar Hanım’ a teşekkür ederim. Kendisi bana yeni değerler ve bakış açıları kazandırdı. Eminim sizin içinde faydalı olacaktır. 🙂

BaharMadazlıOnlineKitap