Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

Tarık Tufan – Bir Adam Girdi Şehre Koşarak

Herkese merhaba, bugün günlerden Tarık Tufan – Bir Adam Girdi Şehre Koşarak. Öncelikle yazar hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

1973 yılında İstanbul’da doğdu. Kabataş Erkek Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümünü bitirdi. Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Enstitüsü Sosyoloji Bölümünde yüksek lisans eğitimini tamamladı. Çeşitli gazete ve dergilerde yazıları yayınlanmakta ve bazı televizyon kanallarında edebiyat-sohbet türünde programlar sunmaktadır. Yayımlanmış beş adet kitabının yanı sıra Uzak İhtimal ve Yozgat Blues filmlerinin senaristlerindendir.

Gel gelelim niye Tarık Tufan sorusunun cevabına 🙂

Biraz melankoli olsun istiyorum buralarda bir yerlerde. Belki yazdıklarını anlamaya çalışırken biraz gülümseme biraz da gerçekten anlamaya çalışmak olsun istiyorum. Okumak, bu yüzden bana güzel geliyor sanırım. Herkes okuduğu şeyden farklı anlamlar çıkartıyor ya da okuduğunu anlatanın ne anlatmaya çalıştığını anlamak için bocalıyor. İşte bu yüzden seviyorum dedim ya anlamaya çalışmak ne büyük bir lütuf aslında. Kim kaldı ki anlamak için uğraşan, dinliyor ‘muş ya da anlıyor’ muş gibi yapanları bir kenara bırakırsak. İşte bu yüzden Tarık Tufan’ ın kitabını arkadaşım ilk elime tutuşturduğunda ve ilk bir kaç sayfasını okuduğumda yaşadığım mutluluk …

Ben bugün Tarık Tufan’ dan bir kaç parça  yazacağım buraya ve eminim benim gibi seven birileri çıkacak ortaya. Anlattığım filmlerde ve kitaplarda çok derine inmemeye çalışıyorum heyecanını kaçırmamak adına. Zaten size hitap ediyorsa yaptığım alıntıların sizi ister istemez sürükleyeceğine inanıyorum:)

Fazla uzatmamalı diyorum ve kitabın ilk sayfalarından beni alıp götüren kısmı paylaşmak istiyorum.

19111

” Biz her şeye. esirgeyen ve bağışlayan, çokça esirgeyen ve çokça bağışlayan, hep esirgeyen ve hep bağışlayan Rabbin adıyla başlayan adamlarız Anna.

Büyücülerin, haramilerin, borsacıların, reklamcıların, korsanların, işgalcilerin, bankacıların elinden kurtulmamız da bundan.

Sanayi devriminde bile, karanlık, rutubetli. çok bağırışlı. çok nefessiz, çok sabahsız, çok aşksız. çok çiçeksiz, çok neşesiz, çok kitapsız bir fabrikada hayatla kaldık sırf bu yüzden.

Piyasaların hınçla dahi iniş çıkışlarına kalbimiz dayanıyor bir şekilde. Kalbimiz derken, ilk gençliğimiz, sakalımız, bir kasetin iki yüzüne de ardarda kaydedip dinlediğimiz şarkımız diyorum

İşte böyle yaşıyoruz ve yaşamak da sana dair uzayıp giden bir özleme dönüşüyor.

İnsaf et Anna!!

Gidelim buradan.

Senin masumiyetini, bilgelik zamanlarından kalma sırları, dünyanın bütün sabahlarını yanımıza alıp da gidelim. Hesap etmeden, haritaya bakmadan gidelim.

Ölelim diyecektim az kalsın. Ölmeyelim. Hiç ölmeyelim Anna.

Sarılalım diyecektim az kalsın. İçimden böyle şeyler de geçiyor işte. Sarılalım, dudakların… Tamam sustum.

Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. Şiir kalsın istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sadece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak. Yüzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak.

Gözlerim biraz karanlık. İçinde cenkler, ayinler, kesik damarlar, kapıları yumruklayışlar. cepralexler, Turgutlar, Edipler, Sezailer, siyahlar, beyazlar, uykusuzluklar, bitmeyen baş ağrıları, bildirilerin öfkesi, duvarlara uzun dalmışlıklar var.

Gözlerim biraz yorgun. İçinde bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler, bekleyişler…

Bekleyişler Anna. Köylü çocukların parasız yatılı sonuçları mesela. Nişanlısı askerde kızlar, kızı ölüm orucundaki baba, babası tersanede oğul, oğlu şizofren anne.

Hepsini sayamam gerçi, utançlarım da var. Ama geçecek hepsi, geçecek. Şifalı gözlerin her şeyi iyi edecek.

Gözlerimin içine bakmaktan korkma Anna.

Sen adımını attığın andan itibaren Hira dinginliğine dönüşecek ortalık.

Tanrı bizimle de konuşur belki.

Şehrin en uzak ucundan bir adam koşarak geldi ve “Ey kavmim!” dedi, “Bu elçilere uyun! Sizden hiçbir karşılık beklemeyen ve kendileri doğru yolda olan bu kimselere uyun! ”

 

” Gitmek istemezsen bir şiir miktarı kadar otursak diyorum. Şiir kalsın istersen, sadece otursak. Oturmasan da olur benimle, sa­dece ellerimi tut. Ellerimi tutma dilersen sadece yüzüme bak, güzüme bak ama Anna, yüzüme bak. Gözlerime bak, gözlerimin içine bak. ”

 

”bir adam girdi şehre koşarak,
şehir tek caddeli, küçük mü küçük.
esnaf şaşkın, bakıyor alık alık.
kim ola ki bu koşan kaçık?

nihayet adam durdu önlerinde,
baktı esnaftan birinin yüzüne,
esnaf merakta ne diyecek diye,
hele bir soluklansın önce.

“ulan bir rahat koşamadım yine,
sonra niye spor gelişmiyor ülkede
bok mu var da bakıyorsunuz yüzüme,
güzel güzel koşuyorum lan işte.”

bir adam çıktı şehirden koşarak,
esnaf şaşkın, bakıyor alık alık,
“ne vardı lan bu kadar çemkirecek?
baktıysak yemedik ya lan lavuk.”

Umarım sizde severek okursunuz 🙂