Şifreniz Mail adresinize gönderilecektir.

HUMAN – İnsan Belgesel

Yine yeniden merhaba 🙂 Aylar sonra ilk yazımı yazmanın verdiği haklı gururu ile geldim.

Son aylarda hayatımı düzene koymak için sarf ettiğim enerjiden ne yazık ki siteye vakit ayıramamıştım.

Aslında uzun zamandır dönmek aklımda olsa da nasıl bir şey ile dönüş yapsam bilemediğimden hep bir erteleme yoluna girmiştim.

Ama bugün çok özel bir belgeseli sizinle paylaşmak için geldim.

Uzun zamandır yazmadığım için belki hissettiklerimi çok güzel anlatamam ama zaten benim anlatmama pek bir gerek kalmayacak.

Belgeselin adından da anlaşılacağı gibi insan diyor ve insana ait tüm konuları dil, din, ırk ayırt etmeden ele alıyor.

Aslında çok uzak olduğumuz şeyler değil belki her gün haberlerden izlediğimiz şeyler ama izlemeye başladığınızda birebir yaşayan insanların duygularını açığa vurması bir belgesel adı altında bizim anlatmaya bile utanacağımız ya da saklamak için köşe bucak kaçtığımız duygularımızı onlar tüm insanlığın karşısına geçip ” bak böyle bir dertte var, biliyor muydun? ” der gibi tüm samimiyetleriyle belki hissettikleri acizlikle, çaresizlikle çarşaf gibi göz önüne seriyorlar.

Hayatta her şey insanlar için, bunu biliyoruz ama bizim başımıza gelmez diye burun kıvırdığımız ya da görmezden geldiğimiz kılımızı kıpırdatmadığımız onca şeyden hiç mi sorumlu değiliz diye sormadan geçemiyorum.

Yanlış olmasın, size değil ben kendime soruyorum.

Hayata geliş amacımızı her an sorguluyoruz belki ama bunu sadece bizim sorgulamadığımızı farkedince duygular daha da yoğunlaşıyor sanki.

Tek amaç mutluluk mu bilmiyorum, belki. Ama başka bir şeyler daha olmalı. Belgeselin sonlarına doğru bir teyzemiz, ölmeden önce mutlu olursa, mutlu öleceğini söylüyor.

Daha sonra belki bizim aklı ermez diyeceğimiz bir çocuk, hayata geliş amacının burada yapması gereken görevlerinin olduğunun, Tanrı’ nın onu dünyaya bu yüzden gönderdiğini söylüyor.

Belki gerçekten mutlu olursak, mutlu ölürüz ama mutlu olmak için mutlu etmemiz gerekiyordur belki.

Belki de bizim dünyadaki görevimiz mutlu olmak için mutlu etmektir. Belki  en ufak mutluluğumuzun bile bir yerlerde bir tebessüm bekleyen insalar üzerinde hakkı vardır ve bizim onu paylaşmamız gerekiyordur.

Gücümüzün yettiği kadar mutlu etsek yeter belki. Siz ne düşünürsünüz bilmiyorum. Ama boşa harcamayacağınız bir iki saat sizi bekliyor diyebilirim.

Gitmeden son bir şey daha, umarım daha çok severiz hep severiz ve daha cesur oluruz çünkü bunlar hep nefretten, korkudan…